Atılgan yaşamasak, tekenin sakalına yapışmadan, uçurumların kenarında tir tir titremeden o zaman hiç depresyona girmezdik, bundan kuşkum yok; ama içi geçmiş, kaderci, yaşlanmış insanlar olup çıkardık o zaman.
Virginia Woolf
tükenirdi monolog
kaçarken içine düştüğüm kara toplum
big bang sonrası büyük yalnızlık bilinmeyeni
saçlarında titreyen iblisler karartırken güneşi
üstüste gömülürken
saydam yaşamlar
bir yankı duyulurdu hiç’likten
bütün yalnızlıklarınızın ilenci
korusun çoğulluklarınızı
cinnet koyun erdemin adını
maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın
hepiniz mezarısınız kendinizin…
Nilgün Marmara
Burada
duvar ile direk
arasında asılı
sallanıyorum.
Kenarlarım yırtık
parçalarım sarkık
içim patlak.
Burada
geçmiş ile gelecek
arasında gerili
sallanıyorum.
Saatlerim çarpık
günlerim çatlak
yılım yitik.
Sözcükler gelip geçiyor içimden
anlamsızlığa doğru
eylemler geçip gidiyor elimden
çaresizliğe doğru.
Boşalıyorum
burada
hiçlik ile yokluk
arasında.
Oruç Arouba
aşkı düşünüyorum.
damardan verilen gerçeği.
ve bunun etkisinin ne kadar kısa sürdüğünü.
bir sonraki, daha yüksek dozu.
sessizliğin içinde düşünüyorum
vaktin geç olduğunu düşünüyorum.
iyileşmez artık.ve çok geç.
ama hayatta kalıyorum ve düşünüyorum.
ne gelirse gelsin farklı olacak.
ben, ıvan’da yaşıyorum.
ıvan’dan sonrasında değil." — Ingeborg Bachmann
Durmadan konuştum ve sen dinledin…
Sıkıcı olmalı benim hayatım niye sana ilginç gelsin ki…" — Persona
Şu an yaşıyor ya da bu zamana kadar yaşamışsam, bu yok olma isteğimi yaşama susuzluğumun bastırması, kapatması yüzündendir. Bu iki istek sürekli bir çatışma halinde, baştan sona bir dram. Bu çatışmalar hayatımı kaygılarla, vicdani rahatsızlıklarla, suçlulukla berbat eden iç sıkıntılarımın dramını sahneliyor. Mutlu insan, bir art düşüncesi olmadan yaşamayı seven, ölüm düşüncesinin karabasanlarından uzak ve kendisinde bir saplantı haline gelmediğinden ötürü ölümden korkmayan kişidir. Kendimi tanımadan, kendimi anlamadan mı öleceğim?
Eugène Lonesco
Dost istiyorsunuz kendinize. Ben ve ben-in arasına bir dost girebilir mi sizce?
Bu bağı, bu huzuru, düşmanlığı, sadakati bozabilir mi tek bir kuvvetli rüzgar?
Siz dost için düşmanı kabullenebilir, o tüm sevginin, neşenin, sonsuzluğunu
isterken ona uzanabilir ve düşlerinden tutabilir misiniz?
Bu kadar yoksunsunuz siz erkekler ve kadınlar.
Köklerinizle sadece ikili benliğinize yetmeye çalıştınız ve onu her şeyden üstün tuttunuz.
Bir ağacsınız ey insanlar.
Kederi, neşeyi, acıyı görmeyen.
Kendi köklerinizle sarılmış etrafınız.
Diğerlerinden önce ulaşmak için güneşe, boyunuzu-kıskançlığınızı- uzatıyorsunuz santim santim zamanın içine.
Uyanın uyanın dostlarım, düşmanlarım, benlerim…
Kuyularınız her gün bir kuruntu derinliğine dönüşüyor.
Kuyu dolduruldukca köreliyor.
Dip sürekli sonsuzluğu, uçsuz bucaksız korkuyu, uzaklaşmayı istiyor ve arıyor.
Farkına varın.
Derinlik kucaklayacak tekrar sizi…
Ve sizden sonsuz derinliğinizi isteyecek.
Dostunuzu isteyecek
Ve almadan dönmeyecektir.Madam F.
Sıkıcı veya trajik ilişkiler bir ten, iskelet, koku ve ses hatasıdır. Duyduğu
can sıkıntısına rağmen ısrar eden kişi, inanmak ister, şunun veya bunun onu rahatsız ettiğini itiraf edemez kendine, tüm bunları da tutku, sahiplenme diye adlandırır, bazen hata yapmakla doğru bir iş yaptığını, kendini zorlamaya devam etmesi gerektiğini bile düşünür ama yanılıyordur, bu yalnızca ölümdür, orada etrafı kolaçan eden, ağır, katı, bağnaz bir biçimde kuvvetsiz, soğuk ölüm. Gerçek tutku sebepsizlik ve dinlenmedir, durma, susma, yok olma kolaylığıdır.
Philippe Sollers